2 Eylül 2016 Cuma

Bölüm I - Kafa, Jöle ve Sinek

Bu ne şiddetli bi ağrı... Gözlerimin üzerine birileri bastırıyormuş gibi sanki! Biraz zorlayıp açmaya çalışıyorum bedbaht gözlerimi. Zorlamalarıma daha fazla dayanamayan göz kapaklarım açılıveriyor inceden, puslu bir karanlığa doğru. Tepemde voltajı düşük bir lamba var, içerisi rutubet ve pas kokuyor. Başım o kadar ağrıyor ki, kokuyu görüntülerle karıştırıyorum. Buz gibi bir sandalyenin üzerinde, üzerimde kokusu naftalini andıran ağır jölemsi bir şey ile bir yığın gibi duruyorum. Nereden geldi bu iğrenç şey? Hem, neredeyim ulan ben, bu oda da neyin nesi?


Tüm gücümü toplayıp kalkmaya çabaladım durumun garipliğini kavramaya başlayınca. Ne inatçı bir şeymiş bu iğrenç jölemsi şey! Üzerimden katrana bulanmış tüyleri yolarcasına sökmeye çabalayarak kalktım ayağa. Saçlarım, kulağım, boğazım... Her yerim kaplanmış.

En son hatırladığım şey, bir kahve almak üzere yolun karşısına yöneldiğimdi. Ama, birine de almaya gitmiş olabilirim. Sanki, birileri ile kahve içiyordum. Ya da bu sadece zihnimde oluşan bir yanılsama mı, kimim ben, bu iğrenç, çürümüş, böcekler ile dolu tahta odada ne işim var!

Odada hızlıca pencere ve kapı arandım. Odada hiç bir şekilde çıkış kapısı yok gibi görünüyor. Peki, ben buraya nasıl geldim? Mutlaka bir kapı olmalı, Tanrım ne olur olsun!

Odada bir çıkış aramaya çalışırken, kulağımda iğrenç bir vızıltı duymaya başladım. Şu eski tip saatler gibi, sinir bozucu! Meğersem, kulağımdaki jöleye yapışmış avanak. O anda, parke duvara gizlenmiş kapıyı buldum. Heyecanla ılık bir ışığa doğru açtım kapıyı ve kulağımdaki zavallı yapışık yaratığı zarar vermemeye çalışarak nazikçe yapıştığı yerden kurtardım. Ölümün sıcaklığını tatmış olsa gerek, en coşkulu uçuşu ile koridorda kayboldu.

Evet, onun bir sinek olduğuna delicesine eminim. Peki ben kimim ve neden bu garip yerdeyim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder